Alparslan ve Malazgirt Destanı
Alparslan ve Malazgirt Destanı
Gönül Kulübü
Gönül Kulübü
Mahmud Sami Ramazanoğlu
Mahmud Sami Ramazanoğlu
Tasavvufun Özü, Gönül Bayramı
Tasavvufun Özü, Gönül Bayramı
Köln Diye Bir Yer
Köln Diye Bir Yer
Tarih Boyunca İki Yüzlüler
Tarih Boyunca İki Yüzlüler
Uşak Hikayeleri
Uşak Hikayeleri
Hayat Değirmendir Döner
Hayat Değirmendir Döner
Satı Gelinin Türküsü
Satı Gelinin Türküsü
Gönül Dağı
Gönül Dağı
Mevlana'dan Gothe'ye Sevgi Köprüsü PDF Print E-mail
User Rating: / 2
PoorBest 
Written by Mustafa AKGÜN   
<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman","serif"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} -->

Eva bakışlarını etrafta dolaştırırken gözüne masanın üzerinde durmakta olan bir elmas takıldı. Elmasın göz alıcı yeşil bir rengi vardı. Eva bugüne kadar Fuad Dede’nin dünyalığa, gösterişe bir zaafının olduğunu görmemişti. Bu bakımdan onun masası üzerinde duran bu elmas parçası onu şaşırtmıştı. Onun kadar olmasa da yine şaşkınlığa yol açan bir şey daha vardı. O da masanın üstünde duran bu elmasın hemen yanında da simsiyah bir maden kömürü parçası bulunmasıydı.

Eva bakışlarını kütüphane içinde dolaştırmaya devam etti.

Odanın bütün duvarlarına raf yapılmış ve raflar kitaplarla doldurulmuştu. Binlerce kitap vardı raflarda. Eva bu odaya ilk defa girdiğinden dolayı kütüphaneyi ilk defa görmüştü. Çok şaşırmıştı Eva.

Eva raflara dizilmiş kitaplara göz gezdirmeye başladı. Gözüne ilk çarpan kitaplardan biri Dr. Sigrid Hunke’nin ‘Avrupa’nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi’ adlı kitabıydı. ‘Bu kitap buraya kadar gelebilmiş’ diye düşündü.

Osmanlı Tarihi adlı kitabı eline aldı Eva. Düşünmeye başladı: ‘Hayatımın son aylarına kadar Osmanlılardan ve Türklerden nefret etmiştim. Şimdi sanki günah çıkarma ihtiyacı hissediyorum. Yeni tanıştığım bu kültür dünyasından çıkan devlet adamlarının, yani Osmanlı padişahlarının büyük insanlar olduğuna peşinen inanıyorum.’ Eva o kitabı götürmek üzere ayırdı.

Kitaplar arasında Roger Garaudy’ye ait birkaç kitap da vardı. Eva’nın zihninde şu düşünceler dolaşıyordu: ‘Çok enteresan. Bir zamanlar Fransız yazar Roger Garaudy çok okuduğum yazarlar arasında idi. Böyle bir fikir ve siyaset adamının eserlerine böyle bir köyde rastlamam enteresan. Bu Fuad Dede yaman adam doğrusu.’

Kitaplar arasında Eva Vitray adlı bir batılı yazarın kitabının bulunması da dikkatini çekti Eva’nın. ‘Mevlânâ - Eva Vitray’ adlı kitabı da ayırdı Eva. ‘Bu Batılı yazar Mevlânâ’ya benim penceremden bakıyor olabilir’ diye düşündü.

Osmanlı Tarihi ve Mevlânâ - Eva Vitray adlı kitapları ayırdı. Osmanlı Tarihine göz atmaya başladı. Birkaç sayfa okumuştu ki kapı tıklatıldı ve arkasından Fuad Dede içeri girdi. Sabah namazından gelmişti Fuad Dede.

“Nasıl Eva Hanım, Sema Gösterisini seyredebildiniz mi?”

“Tabi ki… Çok beğendim. Büyülendim âdetâ. Size çok ama çok teşekkür ediyorum.”

“Faydalı olabildimse ne mutlu bana.”

“Böyle zengin bir kütüphanenizin olabileceğini düşünmemiştim. Bir Anadolu bozkırında böyle bir kütüphanenin olabileceğini tahmin edemezdim.” Eva seçtiği kitapları Fuad Dede’ye gösterdi. “Bu kitapları alabilir miyim?”

“Elbette.”

“Size tekrar teşekkür ediyorum. Müsaadenizle.”

“Güle güle Eva Hanım.”

Eva kütüphaneden çıkmak üzereyken aklına bir şey gelmişti. Geri döndü. Fuad Dede’ye elması gösterdi.

“Sizi az çok anladım. Zenginlik ve gösterişe zaafınız yok.
Ancak bu elmasın burada durmasına bir mânâ veremedim.”

“Ve yanındaki kömürün de tabi.”

“Evet, evet kömürün de tabi.”

Fuad Dede elmas ve kömürü eline aldı.

“Elmas son derece güzel ve göz alıcıdır. Kömür de kapkaradır, görülmeye değer bir yanı yoktur.”

“Evet, öyle.”

“Aslında elmas da kömür de kimyevî yapı itibariyle aynıdır. Karbon dediğimiz elementten meydana gelmişlerdir. Karbonun elmas veya kömür olarak farklı bir şekilde ortaya çıkması meydana geliş şartlarındandır. Bu farklı şartlardan dolayı kimisi böyle güzel renk ve şekillerde elmas halini alıyor. Kimisi de siyah, basit bir kömür halinde kalıyor. İskarpin ve çarık da netice itibariyle deridir. Ama biri bir çok ameliyelerden geçmiş iskarpin olmuş, diğeri basit bir çarık olarak kalmıştır. Tahta ve kâğıt… Onlar da netice olarak ağaçtırlar. Ama kâğıt bazı ameliyelerden geçerek o hale gelmiştir. Kâğıda bir çok ilmî eserler yazılır. Tahta da sadece tahta olarak kullanılır.”

Eva, Fuad Dede’nin lâfı nereye getireceğini merak ediyordu.

“Anlatacaklarımı tarihî şahsiyetlerden örnekler vererek anlatmaya çalışacağım. Bizim Selçuklu Sultanımız Alp Aslan da; Osmanlı Padişahımız Fatih Sultan Mehmed de netice itibariyle insandır. Ama George Bush, Hitler, Lenin, Stalin de insandır. Ancak bunlar vücut itibariyle insandırlar. İdarede bulundukları zamanda yaptıkları icraatlar onların fizik ötesi insanlıklarının nasıl olduğunu göstermektedir.

Meselâ Selçuklu Sultanı Alp Aslan, Bizans İmparatoru Ro-manos Diyojenes’i yenmiş ve esir etmişti. Esirken ona misafir muamelesi yapmış sonra da serbest bırakmıştır. Mevzuumuz dışı olmakla beraber, burada şunu ifade edeyim ki bu hâdise batı insanının havsalasının alamayacağı bir hâdisedir.

Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed teslim aldığı Bizanslılara ‘hiçbir zaman dinleri yönünden, canları ve malları yönünden zarara uğramayacakları taahhüdünü vermiş’ ve öyle de yap-
mıştır.

Alp Aslan ve Fatih böyle yapmışlardır.

Ama Lenin, Stalin, Hitler ve Bush gibi 20. ve 21. asrın diktatörleri âdetâ insan kasabı olmuşlardır. Berlin Duvarı insanlığın nasıl devreler geçirdiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu duvarın örülmesine Sovyetlerin lideri Stalin ile Almanların Führeri Hitler sebep olmuşlardır.

Bu işin devlet idaresindeki yönü. İşin bir de duygu, fikir ve felsefe yönü vardır. Bunun örnekleri çok fazladır. Ama ben sadece bir örnekle yetineceğim.

Meselâ sözüm ona meşhur filozof Sigmund Freud her şeyi getirip şehvete dayandırmıştır. Şehvetle insanın bütün duygu ve düşünce âleminin penceresini perdelemiştir.

Halbuki bizim Mevlânâmız insana güzellik veren bütün düşünce ve duyguları öne çıkarmıştır. İman, aşk, sevgi, saygı, vefâ, merhamet gibi duygular üzerinde defalarca durmuştur. İnsanın şehvete takılıp kalması nerede, bu yüce duygularla engin bir haz ve mutluluk yaşaması nerede?

Alp Aslan ve Fatih birer insandır.

Lenin, Stalin, Hitler ve Bush da birer insandırlar. Ama nasıl birer insan oldukları görülmektedir. Elmas ve kömür gibi yani.

Mevlânâ ve Freud da birer insandırlar. Ama onların da nasıl birer insan oldukları görülmektedir.

Elmas ve kömür gibi yani.”

Fuad Dede, Eva’nın yüzüne samimî bir ifade ile baktı. “Bilmem anlatabildim mi?”

Eva, “Çok iyi anladım.” dedi.

Fuad Dede çok üzüntülü bir ses tonuyla şunları söyledi:

“Mevlânâmız, ‘Bülbüller çekilince ortalığı kargalar istilâ eder’ der. Sanki bugünü ifade ediyor. Osmanlı gibi insanı insan olarak gören devletler nerede, insan kasabı olarak tarihe geçmiş olanlar nerede? Gerçekten bülbüller çekilince ortalığı kargalar istilâ ediyor.”

Eva eline geçen fırsatı değerlendirmek istiyordu. Bunun için Fuad Dede’ye başka şeyler de sormak istiyordu. Tabi ki bunların başında Goethe geliyordu. Refik Goethe hakkında kendisinin bilmediği bazı şeyleri ortaya koymamış mıydı? Aynı şeyleri Fuad Dede’nin yapması da muhtemeldi. “Bizim şairimiz Goethe hakkında neler biliyorsunuz?” diye sordu.      215

“Goethe dünya çapında büyük bir şair. Alman milletinin en üstün şahsiyetlerinden biri muhakkak. Aklın yolu bir. Bazı doğu şairleri gibi o da insanı, imanı, aşkı, sevgiyi, güzellikleri tema olarak işlemiştir. Bunlar insanlığa seviye kazandıran hususlardır. Meşhur tarihçiniz Hammer, doğuyla alâkalı bazı kitaplar yazmış, tercümeler yapmıştır. Osmanlı Devleti Tarihini o yazmıştır. Bin Bir Gece Masallarını Almancaya o tercüme etmiştir. Büyük İran şairi Hafız’ın meşhur Divanını da Almancaya o çevirmiştir. Bu çalışmalarıyla kendisi büyük bir şöhrete kavuşmuştur. Bununla kalmamış çevirdiği Hafız’ın Divanıyla Goethe’ye büyük ufuklar açmıştır. Goethe’nin bazı eserlerinde Hafız Divanının pek çok tesiri vardır. Zaten bunu kendisi de eserlerinde defalarca belirtmektedir.”

“Ezberim öyle bozuluyor ki… Bu gidişle ben de çok az ezber kalacak.”

“Hafız’ın unutulması mümkün olmayan pek çok şiiri vardır.

Bu şiirlerde sevgili Hz. Peygamberimiz, şarap da ilâhî aşk şarabıdır. Onlardan biri şudur:

‘Âşıklık için çok sermaye lâzım. Ateş gibi gönüller, ırmaklar saçan gözler gerek…

Ayrılığa düşmüştüm, sabah yeli vuslatının bahçesinden bir ümid kokusudur getirdi.

Mahşerde vuslatının umuduyla dirilirim. Ama aşkındaki noksanımdan utanır da başımı topraktan kaldırmam.

Vuslatının şarabından bir yudumcuk içsem, gayri diri oldukça ayıklığa bakmam ben.

İstersen beni zorla kendine çekersin, istersen ağlatarak öldü-
rürüsün. Biz âciz kuluz, sen her şeye kâdir bir hüküm sahibisin.

Artık Hafız’ın perişan haline bir merhamet et. Niceye dek bu ümidsizlik, niceye dek bu horluk?...’

Muhtemeldir ki Goethe Hafız’ın Divanından okuduğu şiirlerin tesirinde kalmış, İslâm Peygamberiyle alâkalı o güzel şiirlerini yazmıştır.”

“Verdiğiniz bu bilgiler benim size olan hayranlığımı ve saygımı daha da arttırdı. Bu ara bazı şeyleri itiraf etmenin zamanı geldi. Benim sizin kültürünüze yönelmeme iki şey mâni oldu. Birincisi Batı toplumunda toplumun şuur altına doğu ve bilhassa İslâm ve Türk düşmanlığı yerleştiriliyor. Bunu eğitimle yapıyorlar, basınla yapıyorlar, medyayla yapıyorlar. Bunca sosyal yönüm ve kültür birikimim olmasına rağmen ben bile bu fasit daireyi kıramadım. Kırıp dışarı çıkamadım. İkincisi Almanya’daki sizin insanlarınız. Bunların bir kısmı ne yazık ki milletinizin umûmî hususiyetlerinden uzak. Onlar benim size yönelmemi engelledi, geciktirdi. Şuur altına yerleştirilmiş nefret ve düşmanlıklar gerçekleri görmeye mâni oluyor. Yazık. Ama şunu da iftiharla ifade ediyorum… Sahip olduğunuz kültür hazinesi, güzel duygu ve değerler geçmişte bütün insanlığı kucaklamış. Şimdi de kucaklamaması için bir sebep yok.”

Fuad Dede, “Bu güzel sözlerinize çok teşekkür ediyorum Eva Hanım.” dedi. “Sizi istirahatınızdan daha fazla alıkoymayayım. Hadi bakalım biraz istirahat edin.”

 

Haberler

Tamar - Ağrı'da İki Mevsim

News image

Tamar - Ağrı'da İki Mevsim Bir Coğrafyanın Kanayan YüzüTürk-Ermeni meselesini ele alan bir roman. Türk-Ermeni meselesini insanî ortak payda...

Devamını oku...

Hayat Değirmendir Döner

News image

Hayat Değirmendir DönerAyrılmış çiftlerin ve ortaya düşmüş çocuklarının yaşadığı hazin hikayeleri. Hiç yoktan ayrılmış Ali ve M...

Devamını oku...

Kürdün Gelini

News image

Kürdün Gelini DilanTürk – Kürt meselesini ele alan bir romanTürkiye’nin en ciddî problemlerinden biri olan Türk-Kürt meselesine birleşti...

Devamını oku...