|

Gönül Kulübü
Münih’te Doğup Büyümüş Bir Genç Kızın Duygu Analizleri
Â
Alâka görmemiş bir genç kızın duygu analizleri
Diskotek, alkol, uyuşturucu, ateizm arasında gidip gelen genç kız Meryem… Etrafındaki hadiselerin cenderesinde sıkışan Meryem Elif ablasıyla tanıştıktan sonra kâbuslardan ve bunalımlardan kurtulur.
Kitaptan alıntı yazımız devamındadır.
HIDIR’IN BUNALIMA VE UYUŞTURUCU KOMASINA DÜŞMESİ Gerek ağabeyime ve gerekse bana yapılan hadiselerin benzerleri günlerce haftalarca devam edip gidiyordu. Ben dayanmasına dayanıyordum amma ağabeyimin dayanması biraz zor oluyordu. Bana bazı hislerim dayanma gücü veriyordu. Kadere inanıyor, Allah’a tevekkül ediyordum. Bende inancın verdiği manevi bir güç vardı. Ağabeyimde henüz bunlar yoktu. Dolayısıyla manevi baskılara dayanması zordu. Bir sabah evden çıkarken ağabeyim odama geldi. -Günaydın Meryem. -Günaydın ağabey. Halinde bir fevkalâdelik seziyordum ağabeyimin. Benzinde bir uçukluk vardı. Bakışları daha bir derindendi bugün. Gayrihtiyari sordum: -Bir şey mi var ağabey? Bugün bir fevkalâdelik var sende. -Meryem bugün fevkalâde şeyler olabilir. Artık bu hayata tahammül edemiyorum. -Ağabey bir delilik filan etme sakın. İnşaallah bugünler de geçer. -Bugünler geçmedi Meryem. Bu stres günleri, bu kabus günleri geçmedi Meryem. Geçeceğe de benzemiyor Meryem. Malum zindan hayatı devam edip gidiyor. Ben artık dayanamayacağım. Bugün arkadaşların tertip ettikleri bir uyuşturucu partisi var. Oraya gideceğim. Alabildiğince fazla uyuşturucu alacağım. Belki ölürüm. Ölmesem bile hiç değilse bir an için şu sıkıntılı havadan ayrı kalırım. -Ağabey yapma. -Yapacağım Meryem. -Ağabey bir zaman önce bu işi yapmamamı sen bana söylüyordun. Sen bana öğütlüyordun. -Evet, haklısın. Ama artık ben de dayanamıyorum. Ağabeyim bunları söyledikten sonra benim daha başka bir şey söylememe meydan vermedi. Odamın kapısından çıkıp gitmek üzereyken seslendim. -Ağabey bir zamanlar seninle bir mesele görüşmüştük, hatırlar mısın? Bu sözlerim üzerine ağabeyim dışarı çıkmaktan vaz geçti. Durakladı ve geri döndü. Meraklı gözlerle bana bakarak yanıma kadar yaklaştı. -Ne meselesi konuşmuştuk Meryem? -Bir sözleşme yapmıştık. -Ne sözleşmesi? -İçinde bulunduğumuz bunalımlı durumdan hangimiz bir çıkış yolu bulursak diğerine haber verecektik. -Öyle bir çıkış yolu mu buldun? -Evet ağabey. Bunu sana daha sonra söyleycektim amma, içinde bulunduğun durum itibariyle şimdi söylemem gerektiğini sanıyorum. -Peki söyle bakalım, nedir bulduğun çıkış yolu? -Ağabey, senin de, benim de, bunalım da bulunan herkesin de kurtuluş yolu inançtır. İnanmaktır, tatmin edici bir düşünce sistemine ulaşmaktır ve yaratana ibadettir. -Sendeki değişiklikler herhalde bundan kaynaklanmış olmalı. -Evet ağabey. Allah’a şükür öyle. Bunu sana daha sonra açmayı düşünüyordum. Seni ikna edebilecek bilgi ve duygu seviyesine ulaştıktan sonra sana açayım diyordum. Ama şimdi açmak zorunda kaldım ve açıyorum. -Şu anda senin dediğine yönelecek bir psikolojiden çok uzağım. İçimdeki kasırgalar beni ordan oraya savurup duruyor. Durmam mümkün değil. Artık karar verdim ve düşündüğümü yapacağım. Ağabeyim bunları söyledikten sonra çıktı gitti. Arkasından sadece: -Ağabey sakın bir delilik yapma diyebildim. Bir müddet yatağımın üzerinde oturdum, kendimi toparlamaya çalıştım. Sonra ben de kalkıp okula gitmek için hazırlanmaya başladım.
Bütün gün ağabeyimden her an bir kötü haber geliverecekmiş gibi bir psikolojinin içinde kıvrandım durdum. Okul bittikten sonra eve döndüm. Yine aynı sıkıntı ve bundan kaynaklanan bir durgunluk vardı üzerimde. Ağabeyimin okuldan dönme saati çoktan gelip geçmişti ve ağabeyim ortalıklarda yoktu tabi. Saatler geçip ağabeyim eve dönmeyince babam kendine has tavrıyla homurdanmaya başladı. -Bu saate kadar nerde kaldı bu zibidi? Akşam olunca eve gelineceğini bilmiyor mu bu aptal? Bugünlerde ikisi de ipsizleştiler zaten. İkisi de dik başlı oldular. Bu son cümlelerini söylerken bakışlarını bana çevirmişti. Annem babama zevahiri kurtarmak kabilinden bir şeyler söylüyordu. -Gelir bey. Belki bir arkadaşına takılmıştır. Benim ise endişem daha büyüktü. Olacak büyük hadiseyi düşündükçe ürperiyor, ohlayıp pohluyordum.
Gecenin saat onikisine gelmiş ağabeyimden bir haber çıkmamıştı. Hepimiz de uykusuzluğa dayanamamış birer birer uyumuştuk. Gecenin ilerlemiş saatlarında telefon zili çalmaya başladı. Beklediğim korkunç hadiseden dolayı telefonun zili çok acı gelmişti bana. Hemen yataktan fırladım. Telefona doğru koştum. Annem telefonun yanına benden önce gelmişti. Herhalde annem telefonun başından hiç ayrılmamış olmalıydı. Ana yüreği dedikleri bu idi demek ki. Ağabeyimden gelecek haberi hemen almak için telefonun başında saatlerce beklemiş olmalıydı ki telefon çalar çalmaz hemen açmıştı. Annem ahizeyi alıp cevap verdi. -Alo buyrun. ......... Annemi telefonun ahizesini bana uzattı. -Almanca konuşuyor Meryem. Sen daha iyi konuşursun. Sen konuş. Telefonu annemin elinden kaparcasına aldım. Karşı tarafla konuşmaya başladık. -Alo buyrun. -Orası Herr Taşkale’nin evi mi? -Evet -Burası Alman Polis bürosu? -Anladım. Lütfen devam edin. -Herr Hıdır Taşkale uyuşturucu komasına düşmüş durumda. Şimdi hastanededir. Lütfen gelip alakalanın. -Tamam bayım. Anlaşıldı. Telefonu kapattım. Yanımdaki koltuğa yığılırcasına oturdum. Beklediğim korkunç hadise vukubulmuştu demek. Tavrımdan annem fevkalâde bir şey olduğunu anlamıştı. Telaş içinde ve meraklı gözlerle bana bakmaya başladı. Üzüntülü ve meraklı bir sesle sordu: -Ne olmuş Meryem? Sanki konuşacak gücü bulamıyordum kendimde. -Ağabeyim diyebildim sadece. Annemin merak ve heyecanı had safhaya yükseldi birden. -Ne olmuş ağabeyine? -Uyuşturucu komasındaymış. Annemin konuşmaları çığlık haline dönüşmüştü. -Ne dedin?!... Ne dedin?!... Uyuşturucu komasında mı imiş? -Evet. Koltuğun üstünde adeta kaskatı kesilmiştim. Hareket etmek istiyor edemiyordum. Annemin sorduklarına da sadece kısa kısa, hattâ tek kelimelerle cevaplar verebiliyordum. -Eyvah benim Hıdır’ım. Eyvah benim oğlum. Bunlar da mı başımıza gelecekti? Oğlum benim. Annem de ben de ağlamaya başlamıştık. Bu ağlama arasında annem: -Babanı uyandıralım. Hangi hastanedeyse hemen gidelim. Belki herşey bitmemiştir. -Uyadıralım. Annemin konuşmaları hıçkırıklara karışıyordu. Zaten babam da çıkan sesler üzerine uyanmış, odasından çıkıp yanımıza gelmişti. -Ne oldu yahu? Nedir bu haliniz? -Hıdır uyuşturucu komasına girmiş diyebildi annem. -Neee?... Uyuşturucu komasına mı girmiş? Demek uyuşturucu almış. Demek uyuşturucu komasına girmiş. Annemin içi yanıyordu. -Hemen hastaneye gidelim. Derhal gidelim. -Ulan eşekoğlu eşek. Rahatı bulunca demek uyuşturucu kullanmaya başladı. Uyuşturucu kullanmak senin neyine lan. Nasıl cesaret bulabildiysem söze girdim. -Ağabeyim sıkıntıdan uyuşturucu kullanmaya karar verdi. -Ne sıkıntısı lan, ne sıkıntısı? Sizi parasız mı bıraktım, sizi yiyeceksiz mi bıraktım, sizi giyeceksiz mi bıraktım? Ne sıkıntısı? Annem çığlık atarcasına seslendi. -Bırakın şimdi bu gereksiz münakaşaları. Hemen hastaneye gidelim. -Ben gider bakarım. Gereken ne varsa onu da yaparım. Siz hastaneye gelmeyin. Annem sanki dişi bir aslan gibi kükredi. -Hayır hayır. Hastaneye ben de geleceğim. Hastaneye ben nasıl gelmem. Komaya giren benim oğlum. Ben nasıl gelmem. Annemin sert çıkışı karşısında babam afalladı. Annemin kararlı tutumu karşısında babam bir nevi teslim olmuştu. Annemi götürmeye razı oldu. -Peki peki... Hadi çabuk hazırlan da gidelim. Ulan eşekoğlu eşek, neticede bu haltı da yedin demek. Artık ben de her şeyi göze almıştım. -Onu uyuşturucu kullanmaya sen zorladın baba. -Neler saçmalıyorsun sen? Onu uyuşturucu kullanmaya ben nasıl zorlarım? -Zorladın işte. -Para dediniz verdim. -Sen zaten her şeyi parayla ölçersin. Para verdim, para verdim. İnsanı paradan başka ihtiyaçları da var. -Yiyeceğinizi, içeceğinizi fazlasıyla aldım. -Keşke o ihtiyaçlarımızı düşündüğün kadar başka ihtiyaçlarımızı da düşünseydin. -Ne ihtiyacı? Neler saçmalıyorsun sen. -Bizim birer kalbimizin olduğunu bilmeliydin. Bu kalplerin sevgiye, şefkate, huzura ihtiyacı olduğunu bilmeliydin. -Daha fazla saçmalama. -Tabi zor durumda kalınca saçmalama dersin. Para, para, para... Bildiğin başka bir şey olmadı senin. Annem iyice sabırsızlanmıştı. -Bırakın diyorum size, bırakın münakaşayı. Hemen gidelim. -Ne demek bırakın. Bana karşı bunca saygısız davranışta bulunacaksınız. Ondan sonra da bırakın diyeceksiniz. Annem bir anda çığlık atma derecesinde yüksek sesle konuşmaya başladı. -Artık sabrım taştı. Yeter artık. Komaya düşen benim oğlum. O orda can alıp can satıyor, siz burda neler söylüyorsunuz. Yeter artık Veli. Bıktım böyle bir hayatı yaşamaktan. Babamın afallaması artmıştı. Annemin sert çıkışı karşısında şey söyleyemez olmuştu. Annem masanın yanındaki iskemleye oturdu. Kollarını masaya dayadı. Başını kollarının üstüne koydu ve ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu annem. Bu arada da yine yüksek sesle üzüntülerini ifade ediyordu. -Bıktım artık bu hayattan Veli. Şu Almanya’ya geldik geleli paradan başka bir şey düşünmedin. Beni de düşündürtmedin. Ne çocuklarımıza gerekli ihtimamı gösterebildim, ne eş dost akraba ile görüşebildim, ne bir çevre edinebildim. Memleketimdeki yakınlarımla da görüşemez oldum. Para da para. Yeter artık. Bu dünyada paradan başka, paradan daha mühim şeyler de var. Bütün bunlardan kopardın sen beni. Yeter artık. Artık bu işe bir son verilsin. Çocukların, bilhassa Hızır’ın bu hale düşmesinin sebebi sensin Veli. Hiç bir zaman ona da diğerlerine de çocukların gibi davranmadın. Eğer bu komada Hıdır’a bir şeye olursa, eğer ölür veya sakat kalırsa bunun birinci sebebi sensin. Bunu da böyle bil. Babam annemin söylediklerini alık alık dinlemekten başka bir şey yapamıyordu. Annemin bu sert çıkışı da, babamın onun bu çıkışı karşısında sus pus oluşu da benim içini şaşırtıcı idi. Halbuki büyük bir kavganın olacağını, ciddi bir kavganın çıkabileceğini tahmin ediyordum. Annem ağlamasına devam ediyordu. Hıçkıra hıçkıra, katıla katıla ağlıyordu. Babam da sessiz sessiz ona bakmaya devam ediyordu. Sonra babam annemin yanına kadar yavaş yavaş geldi. Onu kolundan tuttu. -Hadi Huriye dedi. Kendini topla da hastaneye gidelim. Annem başını kaldırdı. Babama baktı. Sonra yüzünü yıkamak için lavoba tarafına gitti. Sonra beraberce kapıya doğru yöneldiler. Annem çıkarken: -Kardeşine iyi bak kızım dedi. Biz sana gelişmelerle alakalı telefon ederiz.
Babamla annem peşpeşe evden çıkıp gittiler. İçimi hafiften bir korku ve ürperti almıştı. Melisa’nın yattığı yatağın yanına kadar gittim. Herşeyden habersiz tatlı tatlı uyuyordu Melisa. Bütün bir günün stresinden sonra dayanma gücüm kalmamıştı. Melisa’nın yanına uzandım. Kafamda ağabeyimin nasıl olduğuna dair kocaman soru işareti dolaşıp duruyordu. Kurt olmuş beynimi kemiriyordu bu soru. Onu düşünürken artık dayanamamış gözlerim kapanmıştı.
|