Haber Beslemeleri
RSS 2.0
Merihten Münihe
Merihten Münihe
7 YTL
Gönül Kulübü
Gönül Kulübü
7 YTL
Her Yüreğe Nakış Gerek
Her Yüreğe Nakış Gerek
 Fiyatlar için arayabilirsiniz.
Mahmud Sami Ramazanoğlu
Mahmud Sami Ramazanoğlu
 Fiyatlar için arayabilirsiniz.
Yahudinin Tahta Kılıcı
Yahudinin Tahta Kılıcı
12 YTL
Yayla Gülü
Yayla Gülü
2 YTL
Ağrı'da İki Mevsim
Ağrı'da İki Mevsim
8 YTL
Gurbet Çiçeği
Gurbet Çiçeği
2 YTL
Damlalar Birikir Göl Olur
Damlalar Birikir Göl Olur
3 YTL
0 YTL
Kazancınız: 3 YTL
Sekiz Elmaslı Kolye
Sekiz Elmaslı Kolye
2 YTL
ANASAYFA
Gurbet Çiçeği PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Yazar Mustafa AKGÜN   
Gurbet Çiçeği Kapak

Gurbet Çiçeği


Almanya gurbetinde bir akrabasının yanında yaşayan öksüz ve yetim bir küçük kızın romanı.

Kitaptan alıntı yazımız devamındadır.

İki günlük hafta sonu ziyareti bitmişti. Hüseyinler Pazar akşama doğru Berlin'den Hamburg'a gitmek için yola çıkıyorladı.
Herkeste Ogün’ün uyuşturucu krizi hadisesinden dolayı bir suskunluk vardı.
Vedalaşma faslından sonra yolcular arabaya bindiler. Hüseyin şoför koltuğuna oturup emniyet kemerini bağladı. Zeynep de arabanın ön koltuğuna oturdu ve o da emniyet kemerini bağladı. Ogün ve Müge arka koltuğa geçtiler.
Hüseyin arabayı çalıştırdı. Arabanın açık camından elini çıkardı ve kalanlara el salladı.
-Tekrar Allah’a ısmarladık. Her şey için teşekkür ederiz.
-Güle güle. Hamburg'a varır varmaz telefon edin.
-Tamam. Merak etmeyin.
Araba kaldırımdan caddeye inip, diğer arabalara karıştı.
Neslihan'ın gözleri hep Ogün'ün üstündeydi. Ogün'ün başı öne eğikti, benzi soluktu. Gözleri fersiz, bakışları mecalsizdi. Kendi ikliminden, atmosferinden, ortamından ayrı düşmüş bir çiçek gibi soluktu, buruşuktu, pörsüktü. Çünkü o da bir gurbet çiçeğiydi. Başka bir değişik gurbetin çiçeğiydi o.
X
Neslihan o akşamın gecesinde uyumakta zorlanıyordu. Daha başka akşamlarda da böyle uyumakta zorlandığı olmuştu. Bugün gene öyle bir gece yaşıyordu. Yine yatakta bir sağa bir sola dönüp duruyordu.
Son zamanlarda olanlar zihnini iyiden iyiye işgal etmişti. Zihni karmakarışık bir halde idi.
Hele teyzesinin oğlu Ogün'ün gözünün önünde geçirdiği uyuşturucu krizi unutulur gibi değildi.
Ogün'le beraber Kreuzberg denilen yerdeki gençler aklına geldi. Onlar arasında, yani Ogün'le Kreuzberg'dekiler arasında nasıl da büyük bir benzerlik vardı.
Bulanık gözler, alık bakışlar, hareketlerdeki dengesizlikler, anormal davranışlar birbirine ne kadar benziyordu. Sanki hepsi de başka dünyalarda geziyorlardı.
Onlarla birlikte dernekteki gençler aklına geldi Neslihan'ın. Onların da kendi aralarında büyük benzerlikler vardı.
Gülen ve mutluluk okunan yüzler, cıvıl cıvıl konuşmalar, kibar davranışlar, insancıl yaklaşımlar, hemen hepsinde de vardı.
Ogün ve Kreuzberg'tekiler de gençti, dernektekiler de. Neticede her iki kesim de insandı. Peki aradaki bu korkunç fark nedendi?
Galiba bunun sebebini kavramaya başlamıştı Neslihan.
Jürgen'in çiçek üretim yerini aklına getirdi. Oradaki iyi beslenen, iyi bakılan çiçeklerle diğerleri yani terk edilmiş çiçekler aklına geldi. Her ikisini mukayese etti. Jürgen amca anlatmıştı ya; çiçeklerin iyi yetişmesi için toprağa besin maddesi ilave etmek gerekiyordu. Toprağın işlenmesi gerekiyordu, sulanması gerekiyordu. Belli bir ısı gerekiyordu, güneş ışığı gerekiyordu. Bunlar olunca çiçekler iyi yetişiyordu. Bunlar olmadığı takdirde çiçeklerin ne hal aldığını görmüştü.
O halde Kreuzberg ve benzeri yerlerdeki gençlerin bir gence, bir insana yaraşır tarzda yetişmesi için gerekli ortamın sağlanması gerekiyordu. Onların vücutça iyi gelişmesi için gerekli besin maddelerini alması gerekirdi ve bu besin maddelerini almışlardı. Ancak onların kalplerindeki inanç boşluğunun doldurulması da gerekirdi fakat doldurulmamıştı. Zihinlerindeki bir takım soruların giderilmesi gerekirdi, giderilmemişti. Onları güzel duygu ve düşüncelerle bezemek gerekirdi fakat bezenmemişti.
Vücutça iyi yetişmiş, maddi problemi olmayan nice genç, içlerindeki manevi boşluğu doldurmak için bir takım yanlış yollar seçmişlerdi demek ki. Zihinlerindeki soruların tatmin edici cevaplarını bulamadıkları için bazı gençler bir takım yanlış düşüncelere saplanmışlardı. Onları cezbedecek duygu ve düşünce ortamını bulamamışlardı.
Teyzesinin oğlu Ogün de bu şekilde yanlış yola düşmüş olanlardan biriydi demek ki. Ogün'ün maddi bir problemi olamazdı. Sağlık yönünden de sapasağlamdı. Eniştesi ve teyzesi onu inanç, duygu ve fikir yönünden iyi bir şekilde yetiştirememişlerdi demek ki. Ondan dolayı Ogün bu yanlış yola düşmüştü. Bu yola düşen binlerce kişi gibi.
Kendi ortamından, kendisinin iyi bir şekilde yetişmesi için gerekli ortamdan ayrı düşen bir çiçek o güzelim özelliklerini kaybediyordu.
İnsan da öyle değil miydi? Kendi için gerekli maddi ortamda bulunan bir insan, eğer insan için gerekli olan inanç ve düşünce ortamından ayrı kalırsa bir takım yanlış yollara düşüyor. Bu yanlış yollar da onu insanlıktan alıp götürüyordu.
İşte Ogün, işte Kreuzberg'dekilerin durumu. İnsanın insan olarak kalması, insanlık ölçüleri içinde kalması için bu ortam sağlanmalıydı.
Aksi halde insan manevi bir gurbette kalıyordu. Manevi gurbet ise maddi gurbetten çok çok yakıcı idi. Onun sebep olduğu perişanlık, ızdırap daha bir çekilmez idi.
Bunların yanı sıra kendi gurbetini düşündü Neslihan.
Onun gurbeti ötekilere göre daha hafifti. Evet annesini, babasını, kardeşini kaybetmişti... Onların acısı içinde hala dağ dağ olmuş duruyordu... Amma kendisi gayri insani bir çevreye de düşmemişti.
‘Kreuzberg’tekiler veya Ogün gibi olsaydım halim ne olurdu?’ diye düşündü ve ürperdi. Korktu, kıvrandı.
-Hayır!... diye çığlık attı. Hayır!... Olamaz!...
Attığı çığlıkla kendine geldi. Yatakta doğruldu. Ellerini yüzüne kapadı.
-Ben ne yaptım? Bunun yapmamalıydım. Şimdi çığlığıma teyzemler uyanıp buraya gelecekler.
Nitekim kapı açıldı ve içeri teyzesi Havva girdi. Merak ve heyecanla Neslihan’ın yanına geldi.
-Ne oldu kızım? Ne oldun?
Neslihan utandı, üzüldü.
-Kusura bakma teyze, özür dilerim. Yattım uyuyamadım. Olanlar aklıma geldikçe uykum kaçtı. Olanlar zihnimden bir türlü silinmiyor. Onları zihnimden atıp uyuyamadım. Ürperip çığlık attım.
-Haklısın kızım. Olanlar seni etkiledi. Ama unutmaya çalışmalısın. İstersen kitap okumaya çalış. Belki olanları unutturur, gözlerini yorar da uyumanı kolaylaştırır.
-Peki teyze.
Havva ışığı yaktı. Neslihan da yatağının yanındaki sehpanın üzerinde duran kitaplardan birini aldı. Teyzesi dışarı çıkarken Neslihan'ı yanağından öptü.
-İyi geceler kızım. İnşaallah bu sefer uyursun.
-İnşaallah teyzeciğim, teşekkür ederim.
Neslihan bir müddet kitap okudu. Fakat boşunaydı. Yine uyku tutmuyor, yine uyuyamıyordu. Yine yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Saat çok çok ilerlemişti.
Yatağında doğrulup oturdu. Bir müddet öyle kaldı. Ayağa kalktı. Tereddütlü adımlarla salonda biraz yürüdü. Sonra gidip ışığı yaktı.
Masanın yanındaki sandalyeye oturdu. Ellerini başının arasına aldı. Bir müddet düşündü, düşündü.
-Aman Allah’ım, nedir bu hal?!... Niçin uyuyamıyorum? Ogün gözümün önünden gitmiyor. Kreuzberg’dekiler gözümün önünden gitmiyor. Çiçek üretilen yerler gözümün önünden gitmiyor. Dernek gözümün önünden gitmiyor. Hepsi gözümün önüne gelip duruyor.
Yine düşündü. Ne yapacağını bilemiyordu.
Aklına birden Edibe Ablası’na mektup yazmak geldi. Bu düşünce, içinde bir ışıltı meydana getirmişti.
-Hah, dedi. Edibe ablama mektup yazayım. Hem ona karşı vazifemi yapmış olurum, hem de biraz içimi dökerek rahatlamış olurum.
Gidip lavaboda elini yüzünü yıkadı. Zihnini biraz toparladı. Kağıt kalem alıp masaya oturdu. Yazmaya başladı.
"Sevgili Edibe Ablacığım, Sıla Çiçeğim...
Mektubumu geciktirdiğim için özür dilerim. Mektup yazmak zor geliyor bana. Bu mektubu da mecburen yazıyorum.
Buraları bir alem yer.
Hamburg’daki teyzemler bu hafta Berlin’e, yani bize geldiler. Çok güzel bir hafta sonu geçireceğimizi umarken âdetâ zehir oldu.
Teyzemin oğlu uyuşturucu bağımlısı olmuş... Zavallıyı bizim burada kriz tuttu. Kriz tuttuğunda öyle bir çırpınışı vardı ki gözümün önünden gitmiyor. Yalvarırcasına uyuşturucu istiyordu. Teyzem çok üzgündü tabi. Eniştem de üzgün haliyle. Ailesinin bu durumu tabi en fazla küçük Müge’ye tesir ediyor.
Bu Cumartesi geldiler. Pazar akşam üstü onları uğurladık. Ama ne uğurlayış. Eniştem arabaya binerken çok üzgün tavırlıydı. Teyzemin üzüntü okunan gözlerinden soluk yüzüne göz yaşları damlıyordu. Cıvıl cıvıl olması gereken küçük Müge içine dönük bir halde idi. Ogün’ün o perişan hali ise gözümün önünden hiç gitmiyor.
Arabaları hareket ederken birbirimize el salladık. Ama ailenin acıklı tablosu zihnime kazındı âdetâ.
Teyzem Havva, eniştem Muharrem hep üzgündük. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Onları uğurladıktan sonra yemeğe oturduk. Ama yemekte, yemekten sonra hemen hemen hiçbir şey konuşmadık. Herkeste bir tutukluk, bir durgunluk vardı.
Sonra yatağıma yattım. Ama uyumak ne mümkün. Bir ara olanları etkisiyle çığlık attım. Çığlığıma teyzem geldi. Kitap okuyarak uyumaya çalıştım. Ama yine uyuyamıyordum. Bu sefer yataktan çıkıp salonda sağa sola yürüdüm. Sonra sana mektup yazmayı düşündüm.
Dedim ya ablacığım... Buraları bir değişik, bir başka alem.
Ogün’ün durumu böyle.
Sonra burada Kreuzberg diye bir yer var. Bu uyuşturucu bağımlılarının toplandıkları yer. Hallerini bir görsen yürekler acısı.
Yalnız hep böyle sanma. Burada, bu Alman gavurunun yerinde bizimkilerin açtıkları dernekler var. Yüzlerinden mutluluk okunan insanların toplandıkları yer dernek.
Bu ara eniştem dükkânda sattığımız çiçeklerin yetiştirildiği yere götürdü bizi. Aman ablacığım, ne kadar güzel çiçekler vardı bir bilsen.
Karanfilinden lâlesine, gülünden sümbülüne, ne çiçekler, ne çiçekler!... Sen bana ‘sümbül kokulum’ derdin sıladayken. Senin o sözünü hatırlayarak kokladım sümbülleri.
Ancak bu güzel çiçeklerin yetiştiği yerin hemen yanında boş bir alan vardı. Burada da terk edilmiş çiçekler vardı. Ezilmiş, kırılmış, toprağa çamura bulaşmış, solmuş, çürümüş çiçekler.
Bu zavallı çiçekler ile öteki güzel çiçekler arasında ne müthiş bir fark var ablacığım.
İyi bakılan, suyu, ısısı yeterli olan çiçeklerin güzelliği.
Ve diğerlerinin zavallılığı...
Buradan aklıma şunlar geliyor.
Demiştim ya Kreuzberg’de zavallı insanlar var diye. Ogün gibi nice uyuşturucu bağımlılarının toplandıkları yer.
Ve yine demiştim ya burada mutlu insanların toplandıkları yer olan dernek var. Ve buraya gerçekten insanlık ölçülerini taşıyanlar geliyor. İyi eğitilen, güzel duygularla bezenen insanların mutluluğu okunuyor yüzlerinde.
Fakat insanlıktan uzaklaştırılmış, insanî duygulardan yoksun kalmış insanların zavallılığını unutamıyorum.
Demek ki insan ihtiyacı olan duygu ortamından uzak düştüğü zaman zavallılaşıp insanlıktan çıkıyor. Âdetâ gurbete düşüyor. Gurbetin ızdırabını yaşıyor. Duygu ve inanç gurbeti bu.
Evet Edibe Abla... İnsanlık âdetâ kendini gurbete zorla gönderiyor.
Ben senin gibi şiir yazamıyorum. Ama gönlüme şu mısra düştü. Yazmadan edemedim.
Sen bir Sıla Çiçeğisin
Açarsın hep memlekette
Ben bir Gurbet Çiçeğiyim
Durmaz ağlarım gurbette
İşte böyle Edibe ablacığım. Seni hasretle kucaklıyorum.
Gurbet Çiçeğin Neslihan"

 
< Önceki   Sonraki >

Tüm Ürünler


Kapsamlı Arama
Dosya İndirme (Download) Alanı

Anketler

En son ne zaman kitap okudunuz ?
 

Haberler

Sırlar Işığında Hayat Ve Ölüm

Hayata yeniden başlamak, bütün sıkıntılara rağmen değer. Yaşamak için mucizeye gerek yok. Sırlar seni buldukça, ölüm seni aradıkça, aşk ateşi ile yaşama gücü kazanacaksın, ” diye hayli iddialı kelimeler kullanılmış bir arka kapağı var. “Sırlar Işığında Hayat ve Ölüm’ün” Ali...

Devamını oku...

Alparslan ve Malazgirt Destanı

News image

Alparslan ve Malazgirt Destanı Kitaptan alıntı yazımız devamındadır.

Devamını oku...

Pınar (Şiirler)

News image

PINAR Şiir kitabı olarak yayınlanmış olan bu kitabımızdan alıntılar yazımız devamındadır.

Devamını oku...
100%
-
+
3
Show options