| Tomurcuklar Solmasın |
|
|
|
| Yazar Mustafa AKGÜN | |
|
Tomurcuklar Solmasın
SOLAN TOMURCUKLARSonbaharın başladığı günlerdeydi. Yazın o sıcak günleri geride kalmıştı. Sıcaklığın yerini kendini hissettiren bir serinlik almaya başlamıştı. Soğuk rüzgârlarla ağaçların yaprakları sararmaya başlamıştı. Hattâ bazı yapraklar cadde ve sokaklara dökülüyordu. Cemil ve Cemile kardeşler ellerinde çantalarıyla okuldan dönüyorlardı. Bahçe kapısından içeri girdiler. Dedeleri Mahir’i bahçede bir şeyler yaparken gördüler. Eve girmeyip dedelerinin yanına doğru yürüdüler. Mahir Dede güllerin yanında bir şeyler yapıyordu. Cemil ve Cemile okuldan geldiklerinde Mahir Dede onları güler yüzle karşılardı. Onlara iltifat ederdi. Ancak bugün öyle yapmadı dedeleri. Çocukların geldiğini gördüğü halde dönüp onlara bakmadı bile. Çocuklar alışık olmadıkları bu davranışı tuhaf karşıladılar. Yürüyüşlerini yavaşlattılar ve fısıltı halinde konuşmaya başladılar. “Ağabey, dedeme ne oluyor?” dedi Cemile. “Bizi hep güler yüzle karşılardı. Bizi sever, okşardı. Şimdi öyle yapmıyor.” “Evet Cemile” diye cevap verdi Cemil. “Benim de tuhafıma gitti.” “Hasta olabilir mi?” “Sanmam. Biz okula giderken bir şeyi yoktu. ‘Okulda yaramazlık yok, öğretmenlerinizin dediğini yapın, derslerinize iyi çalışın’ demişti biz evden çıkarken. Bunları söylerken sesi her zamanki gibi gürdü. Yani hasta filan değildi.” “Evet ağabey. Ben de hatırlıyorum.” “Yanına gider öğreniriz.” “Gidelim o halde.” Beraberce dedelerinin yanına yürüdüler. Yanına vardıklarında, “Kolay gelsin dedeciğim.” dediler. Mahir Dede ancak duyulabilen bir sesle, “Sağ olun çocuklar.” dedi. Çocuklar bugün dedelerinin güleç yüzlü olmadığını görüyorlardı. Yüzünden bir üzüntü okunuyordu dedelerinin. “Dede seni üzgün görüyoruz.” dedi Cemil. Mahir Dede elleriyle gülleri gösterdi. “Görmüyor musunuz.” dedi. “Tomurcuklar hep soğuktan kavrulmuş, pörsümüş ve kurumuşlar. Solup gitmişler.” Cemil ve Cemile güllere baktılar. Açılan güllerin çoğu solmuş, pörsümüş, siyahlaşmıştı. Körpecik tomurcuklarda da kurumaya yüz tutmuş bir hal vardı. Açılmış güllerin de, körpe tomurcukların da o çekici güzellikleri bir anda kaybolmuştu. Cemile, “Bunlara ne olmuş dede böyle?!…” Mahir Dede iç geçirerek şunları söyledi: “Artık güz geldi ya. Gece kuvvetli ve soğuk bir rüzgâr çıkmış. Güllerimin hepsi de solmuş ve yanmış. Diğer çiçekler de öyle…” Cemil de şaşkınlık ve üzüntüsünü ifade ediyordu: “Gerçekten güller ne hale düşmüşler!...” “Ne yapalım… Bu bir tabiat kanunu. Her sene böyle olur. Güz gelince böyle solar, yanar ve kururlar. Bahar gelince tekrar yeşerir ve tomurcuk verirler, gül verirler. Yaz boyu güzellik sergilerler.” Dedelerinin yaşadığı üzüntüyü Cemil ve Cemile de yaşamaya başladılar. Mahir Dede güllerin hemen yanındaki tabureye oturdu. Yüzünden okunan üzüntü biraz azalmıştı. “Ne yapalım.” dedi. “Elden ne gelir?… Yapacak bir şey yok.” Mahir Dede bir güllere bir de torunlarının yüzlerine baktı. “Bu bana bir şeyler hatırlatıyor çocuklar.” dedi. Cemil ve Cemile merakla dedelerinin yüzüne baktılar. “Ne gibi dedeciğim?” dediler. “Siz çocukların kalpleri, yürekleri, gönülleri gül tomurcuğu gibidir. Önce küçücük tomurcuktur onlar. Sonra büyüyüp gelişirler. Gonca olurlar. Zamanla açılır gül olurlar. Ama tabiî tomurcuk kurutan soğuk rüzgârlar esmezse. Sam yelleri esmezse, karayeller esmezse açılır gül olurlar. Bu rüzgârlar estiğinde bu tomurcuklar böylece pörsürler, solarlar. Kurur giderler. Siz çocukların kalpleri de böyledir. Bir tomurcuk gibi, bir gonca gibi körpe ve güzeldir sizin kalpleriniz. Bir pınar suyu kadar berraktır. İstikbale yönelik çok güzel duygu ve düşünce taşırsınız. Sevgi, hatta hayvan sevgisi, saygı, vefa, yardımseverlik, alçak gönüllülük, hediyeleşmek, merhamet, temizlik, çalışkanlık çocukların gayesi olur, süsü olur. Ama içinde yaşadıkları insan toplulukları onların o güzelliklerini âdetâ siler yok eder. İnsan toplulukları arasında da bir takım olumsuz mânevî rüzgârlar eser. Bu rüzgâr bazen yalan, iftira, laf taşıma, dedikodudur. Bazen kıskançlık, nefret, gösteriş, gurur, kibir, para ve mal sevgisidir. İnsanlar arasındaki güzel duyguları çürüten bu olumsuz durumlar siz çocukların da kalp ve dimağlarını elbette etkileyecektir. Kalpteki güzel duygular silinip gidecek yerini toplumdaki kötü insanların taşıdığı kötü duygular alacaktır. Zihindeki iyi insanların taşıdığı güzel düşünceler gidecek yerini kötü insanların taşıdığı kötü düşünceler alacaktır. Tıpkı soğuk rüzgârların şu tomurcukları soldurduğu gibi, kuruttuğu gibi kötü duygu ve düşünceler de sizin güzel duygu ve düşüncelerinizi kurutacaktır.” Cemil ve Cemile dedelerini çok dikkatli dinliyorlardı. “Peki dedeciğim bunu bir çaresi yok mu?” diye sordu Cemil. Mahir Dede, torunlarının yüzüne mânâlı mânâlı baktı. Sonra duygulandırıcı bir ses tonuyla konuştu: “Bu gül tomurcukları için bunun çaresi yok. Onlar kuruyup gittiler ve gelecek sene yenileri gelecek. Ama sizin için var. Siz yalan, iftira, laf taşıma, dedikodu gibi sözleri söylemeyeceksiniz. Siz kıskançlık, gösteriş, gurur, kibir, para ve mal sevgisi gibi duygulara kapılmayacaksınız. Siz kendinizi sevgi, hayvan sevgisi, saygı, vefa, yardımseverlik, alçak gönüllülük, hediyeleşmek, merhamet, temizlik, çalışkanlık gibi güzel duygu ve davranışlarla bezeyeceksiniz. Sizin için çare budur. Bu tomurcuklar soldu artık. Onun çaresi yok. Dediğim gibi sizin için çare bu söylediğim güzel duygu ve davranışlardır.”
|
















