|

UÅŸak Hikayeleri
EFSANELER ÖZDEN FIŞKIRIR
ALİ İLE KEZBAN EFSANESİ
Bir zamanlar Uşak’ın yakınında bir köyde garip bir çoban yaşarmış. Bu Çoban Ali kendi halinde koyun güder dururmuş. Yaşı da çocukluk yaşından delikanlılık yaşına henüz yeni geçmiş Sabri’nin. Anası da kendisi gibi garip bir dul kadınmış. O da bazı konu komşunun işlerine gider, onlardan ücret alırmış.
Dar-ı dünyada Ali’nin anasından başka, anasının da oğlu Ali’den başka kimsesi yokmuş.
Ali’nin koyunlarını güttüğü koyun sahiplerinden aldığı ücretle, anasının aldığı ırgat parasıyla ana-oğul geçinip gidiyorlarmış.
Ali, koyunlarını bazen köyün aşağı kısmındaki çayırda güdermiş. Yaz mevsiminde ise ekinlerin biçilmesinden sonra tarlalara götürürmüş. Sürüsünü öğle vakti sulamak için çayırdaki çeşmeye getirirmiş. Koyunları su içip öğle sıcağında çeşmenin başındaki koca koca ağaçların gölgesinde istirahat ederlermiş. Ali koyunlarını bazen tâ uzaklardaki meralara, bazen de köylerinin hemen yanındaki ormanın iç kısmındaki düzlüğe götürdüğü de olurmuş.
Öğle istirahatında Ali kepeneğini ağaçlardan birinin gölgesine serer otururmuş. Anasının azık olarak koyduğu nevaleyle karnını doyururmuş. Anası torbasına ekmekle birlikte bazen peynir, bazen haşlanmış yumurta, bazen de soğan koyarmış. Ali de bunları pek bir iştahla yermiş. Yemekten sonra kepeneğine uzanır ağaçların gölgesinde bir güzel dinlenirmiş. Sonra da asılırmış kavalına. Çalarmış da çalarmış. Koyunları da onu sanki kendilerini vererek dinlerlermiş.
Öğle istirahatından sonra Ali koyunlarını tekrar otlatmaya götürürmüş. Akşama kadar otlattıktan sonra akşam sürüyü köye getirirmiş. Koyunları koyun sahiplerinin ağıllarına koyarmış. Sonra anasıyla akşam yemeğini beraber yerlermiş. Anasının pişirdiği tarhana çorbası veya bulgur pilavı bir günün yorgunluğundan sonra pek de iyi gelirmiş ona. Anası bazen kardığı hamurdan makarna kesermiş. Bu makarnaya oralarda hamur aşı denirmiş.
|