Haber Beslemeleri
RSS 2.0
Sekiz Elmaslı Kolye
Sekiz Elmaslı Kolye
2 YTL
Satı Gelinin Türküsü
Satı Gelinin Türküsü
7 YTL
Pınar (Şiirler)
Pınar (Şiirler)
 Fiyatlar için arayabilirsiniz.
Yeni Odak Dergisi Mart 2008 Sayısı
Yeni Odak Dergisi Mart 2008 Sayısı
5 YTL
Köln Diye Bir Yer
Köln Diye Bir Yer
8 YTL
Sırlar Işığında Hayat Ve Ölüm
Sırlar Işığında Hayat Ve Ölüm
9 YTL
Yayla Gülü
Yayla Gülü
2 YTL
Gönül Kulübü
Gönül Kulübü
7 YTL
ANASAYFA
Tarih Boyunca İki Yüzlüler PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar Mustafa AKGÜN   
Tarih Boyunca İki Yüzlüler Kapak

Tarih Boyunca İki Yüzlüler

Eski devirlerde Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasına sızıp ikiyüzlülük yapanların bugüne kadar uzantılarını kişi ve hadise olarak ele alan bir araştırma kitabı.

Kitaptan alıntı yazımız devamındadır.
ÖNSÖZ

Kitap vardır, kitap yazmış olmak için yazılmıştır. Bir hobi tatmini için yazılmıştır. Böyle kitapların pratikte pek kıymeti yoktur.
Kitap vardır, para kazanmak için yazılmıştır. Spekülasyondan şantaja pek çok usullerle okuyucuyu tahrik ederek para kazanma vasıtası olmaktadır. Böyle kitaplar bazı borazancılar vasıtasıyla gerek Türk kamu oyuna ve gerekse dünya kamu oyuna bulunmaz matahlarmış gibi duyurulmaktadır. Ne yazık ki böylesine reklam edilen kitaplar satış fırsatı yakalamış olmaktadırlar.
Kitap vardır, mukaddes ve insani değerler için yanan yüreklere, kaynayan beyinlere tercüman olmaktadır. Ancak kamu oyunun çoğu mukaddes ve insani değerler açısından sistematik bir duygu ve düşünce yapısına sahip olmadıkları için bu kabil kitaplar geniş bir okuyucu kitlesine ulaşamamaktadır. Böyle kitapları duyuracak borazancı başılar da yoktur.
Para kazanmış olmak için yazılan kitaplar sadece para kazanmış olmak için yazılmıştır. Bunlar için bilginin, kitabının muhtevasının hiç ehemmiyeti yoktur. Bunlarda insan hakları, dava, mefkure, ideoloji, gaye gibi ulvi duygu ve düşüncelere rastlanmaz.
Acizane kaleme aldığım ‘Tarih Boyunca İki Yüzlüler’ ve daha önce kaleme almış olduğum ‘Yahidinin Tahta Kılıcı’ adlı eserlerimi insanımızın yanan yüreğinin, kaynayan beyninin tercümanı yapmaya çalıştım.
Nasıl yürekler yanmasın, beyinler kaynamasın ki?!...
Mukaddesatım her gün hakir görülmekte, çiğnenmektedir.
Ülkemdeki insan hakları ne yazık ki kâmil mânâda uygulanmamaktadır. Ülkenin gerçek sahibi olan Müslümanlar ve Türkler ne yazık ki inanç ve yaşayışlarında azınlıklar kadar hürriyete sahip değildir.
Sahip olduğum Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının toprakları elimden çıkıp gitmiş. Kala kala elimde Anadolu kalmış. Leş kargaları bana onu da çok görmekte, Anadolu’ya da üşüşmektedirler. Yahûdiler Güneydoğu Anadolu’yu kuracakları ‘Büyük İsrail Devleti’nin sınırları içinde göstermektedirler. Ermeniler Doğu vilayetlerimizi ‘Büyük Ermenistan’ devletine ait saymaktadırlar.
Beni bu duruma düşürenler de, benden görünen fakat yol ayırımında benden ayrılanlar veya arkamı döndüğümde beni arkadan hançerleyen iki yüzlülerdir.
Bu şartlarda ticari kitap yazacak kadar şahsiyetsizlik ve bencillik göstermek günahına girmeyi asla düşünemem. Bu, asırlardan beri Anadolu insanının ruhuna sinmiş mayayı inkâr etmek olur.
Lâfı eğip bükmeden, dobra dobra konuşmak istedim. İnsanımız son asırlarda beynine yediği yumruklarla sersemlemiştir. Bu sersemlikten kurtulup kendine gelememektedir. İnsanımızın olup bitenlerden bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Bu kitabımla Anadolu insanını bu hususlarda aydınlatanlar arasına katılmak istedim. Tarihî perspektif içinde mühim iki yüzlülere insanımın dikkatini çekmek istedim.
Bu kitabım, ‘ben Müslümanım’ diyen herkesedir.
Bu kitabım ‘ben Türküm’ diyen herkesedir.
Bu kitabım insan haklarının kâmil mânâda uygulanmasını isteyen Türk olsun olmasın veya Müslüman olsun olmasın devletimiz Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olan her iyi niyetli insanadır.
Bunlar bu kitapta kendilerinden çok şey bulacaklardır.
Bunların dışındakiler de bu kitap ve benzeri kitaplarda yazılı olanlara şiddetle karşı olanlardır. Zaten bu kitap da onların tanıtılması için kaleme alınmıştır.
Tevfik Allah’tandır.

GİRİŞ
DÜNYADAN TABLOLAR

Bugün dünyaya, gören bir gözle baktığımız zaman bazı tabloların hemen sırıttığı görülecektir. O tablolardan bazıları şunlardır:
ABD, İsrail, İngiltere, Rusya, Çin gibi terörist devletler bütün dünyanın gözü önünde işgaller, soykırımlar yapmaktadır. Dünya devletlerinin çoğunun idarecilerini iğdiş ettikleri için veya iğdiş ettiklerini iş başına getirdikleri için bu yaptıklarına karşı gelecek devlet pek yoktur.
Silah ve uyuşturucu kaçakçılığı uluslar arası boyutta bütün hızıyla devam etmektedir. İnsanlar silahlarla katliamlara uğratılıyormuş, gençlik uyuşturucuyla çürümekteymiş kaçakçıların umurunda değildir. Ne yazık ki Afganistan ve Ortadoğunun kan gölü haline gelmesinde ABD’li Yahûdi silah fabrikatörlerinin ve kaçakçılarının rolü birinci derecededir. Tabi bunun mafyasını da kendileri oluşturmuşlardır.
Dünyada korkunç bir ekonomik dengesizlik vardır. Afrika’da kitleler açlıktan ölürken ABD’de aşırı yemekten ölenler vardır.
Fikir ve felsefe alanı tam takır kuru bakırdır. Darwin, Marx, Freud gibi felsefecilerin bir yangın yeri haline getirdiği fikir ve felsefe dünyasını duman kaplamıştır.
Perde gerisindeki para babalarının kültür – sanat bahanesiyle ahlâkı nasıl dumura uğrattığı ortadadır. Bu kesim, insanların zaafından istifade ederek insanlık tarihinin yüz karası olan beyaz kadın ticaretini hâlâ devam ettirmektedir.
Basın, medya, edebiyat gerçek vazifesinden çok daha başka şeyler yapmaktadır. Ellerine geçirdikleri borazanları istedikleri gibi öttürmektedirler. Gazete, dergi, televizyon kanalı, kitap gibi vasıtalarla insanlık yanlış veya gereksiz istikametlere yönlendirilmektedir. Da Vinci’nin Şifresi, Tapınak Şövalyeleri gibi alanlarda yazılan kitaplar şirazesi bozuk olan düşünce dünyasını şekilden şekle sokmaktadır. Bütün bunlar kültür ve ahlâk seviyesi düşük insan kesimlerinin gerçeğe yönelmemesi, daha da batması için bilhassa yapılmaktadır.

BAZI KİTAPLAR NİÇİN YAZILIYOR?
MAYMUNA BAK MAYMUNA!...

Tabi bu kabil kitaplar bizde de yazılmaktadır. Bu alanda ilk akla gelen yazarlar Yalçın Küçük, Soner Yalçın gibi yazarlardır. Yazdıklarının çoğu doğrudur. Ama resim karelerinin tamamını göstermemektedirler. Türkiye’nin tek meselesi Sabetayistlerin bilinmesi değildir. Türkiye sistematik meselelerle karşı karşıyadır. Bunların yaptıkları bir nevi ‘maymuna bak maymuna’ hilesi gibidir. Bunların yaptıklarında sanki Sabetayistlere dikkat çekip başka oyunları gözden uzak tutmak gibi bir incelik sezilmektedir.
Zaten verdikleri bilgilerin bazıları ABD’de yayımlanan İngilizce Yahûdi Ansiklopedilerinde mevcuttur.
Bu vesile ile Soner Yalçın’ın son çıkan kitabı ‘Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Efendi II’ adlı kitabı hakkında birkaç hususu dile getirmekte fayda vardır:
Herşeyden önce Soner Yalçın’a kamu oyunu bu kabil bilgilerle bilgilendirdiği için teşekkür ediyoruz ve kutluyoruz. Gerçekten ulaşılması çok zor bilgilere ulaşmış ve bu bilgileri kamu oyuyla paylaşmaktadır. Ayrıca bu bilgilerin kendisine ulaşmasında ona yardımcı olanları da kutluyoruz.
Ama kitapta cidden tenkit edilecek pek çok yön vardır. Onlardan sadece bir kaçı üzerinde durmak istiyoruz:
Meselâ, Işık ve Fevziye Mektepleri, Hüseyin Hılmi Işık, Risale-i Nur gibi isimleri getirip Kabala’daki ışığa dayandırmaktadır. Işık ve Fevziye Mekteplerinin isimlerinin Kabala’daki ışık ismiyle ilişkilendirilmesi gayet normaldir. Çünkü bu mekteplerin Sabetayistlerin mektepleri olduğu pek çok kaynakta ifade edilmektedir. Kabala da Sabetayist ve Yahûdilerin kitabı olduğuna göre bunda normal olmayan bir durum yoktur.
Ancak adı geçen kitapta diğer adı geçen isimlerin de Kabala’daki ışıktan kaynaklandığı söylenmektedir. Bu çok yanlıştır. Çünkü Türkler ve bütün Müslümanlarca ışık veya nur ismi sevilen bir isimdir. Işık, nur gibi kelime ve isimler hep iç açıcı, inşirah verici olarak kullanılmıştır. Her şeyden önce Kur’an-ı Kerimimizde ‘Nur Suresi’ diye bir Sure vardır. Dolayısıyla bu isimlerin Kur’an’daki bu isimden alınmış olması kadar tabi bir şey olamaz. İşin gidip tâ Kabala’ya dayandırılmasının bir gereği yoktur.

GERÇEK TASAVVUF

Soner Yalçın’ın kitabında yaptığı ciddî hatalardan biri de tasavvuf ve tasavvuf mensupları ile alâkalı yaptığı yanlış ve haksız değerlendirmedir. Yalçın, günümüzde mutasavvıf geçinen bazı kişilerin yanlışlarından ve bunların Sabetayistlerle alâkalarından bahsetmektedir. Yanlışı ve sapkınlığı olan mutasavvıflarla, onların şahsında gerçek tasavvuf aleyhinde değerlendirme yapanları kendi hallerine bırakıp biz işin gerçeği üzerinde durmaya çalışalım.
Her şeyden önce şu ifadede bulunalım: Milletimize has tasavvufu, tasavvuf adı verilen başka yanlış ekol ve yanlış yollarla karıştırmamak gerekmektedir.
Tasavvufun aslı kitabımız Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamberimizin Sünnetine bağlı kalarak, nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye için bir mürşidin, bir mürebbinin irşad ve eğitimi altına girmektir. Mürid, Mürşidinin sohbetiyle ve vereceği zikir ve virdlerle kalbini ve gönlünü ağartacak, kâmil mümin olacaktır. Bu yollardan sayısız mürşidler, müridler, dervişler, mücahidler, devlet adamları, âlimler, fikir adamları, edebiyatçılar, şairler yetişmiştir.
Gerçek tasavvufun izleri sürüldüğü zaman Nakşibendî kökenlilerin Hz. Ebubekir’e (ra.), Kadirî kökenlilerin Hz. Ali’ye (ra.) dayandığı görülmektedir. Onlar da bu işin talimini Peygamberimiz Hz. Muhammed’den (sas.) almışlardır. İslâm tasavvufunun köklerinin başka yerlerde aranması en hafif iki tabiriyle kasıtlılık veya cahillikten başka bir şey değildir.
İslâm tasavvufunun aslı bundan ibarettir. Tarihin sayfalarını nurlandıran, şereflendiren nice büyüğümüz bu yolla yetişmiştir. Büyük Sultanlarımızın pek çoğu bu yoldan büyüklük mertebesine ulaşmıştır. Sadece bir demetlik örnek sunuyoruz.
Malazgirt’in büyük kumandanı Sultan Alp Arslan Buharalı Şeyh Abdülmelik’i pir olarak tanımış, ondan feyzi almıştır.
Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin kayın pederi Ede Balı tarihe mal olmuş bir şeyhtir.
Fatih Sultan Mehmed’in şeyhlerinden Ak Şemseddin din ve tasavvuf âlimliğinin yanısıra iyi bir doktordur.
Yavuz Sultan Selim ise zamanının en büyük maneviyat sultanlarının izinden gitmiştir.
Osmanlı Padişahlarının her biri zamanının bir pirinden veya pirlerinden feyizler almıştır. (Enver Behnan Şapolyo – Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi)
İlim alanında İmam Gazalî başta olmak üzere pek çok âlim tasavvuftan feyz alarak o yüceliğe ulaşmıştır. İmam Gazalî’nin Nakşibendî silsilesinden Şeyh Ali Ramitenî’den feyz aldığı kaydedilmektedir.
Ülkemizin ve İslâm dünyasının medarı iftiharı olan Mevlana ve Yunus Emre gibi âlim, düşünür ve şairlerimiz artık bütün bir dünyaya mal olmuştur. Bunlar tasavvuf dünyamızın kutup yıldızlarıdır.
Bunlar gibi pek çok büyüğümüz de tasavvuftan yetişmiştir.
Günümüz tasavvufçularına gelince…
Abdülhakim Arvasî, Sivaslı İsmail Toprak, Erzurum - Alvarlı Efe Mehmed Efendi, Mehmed Zahid Kotku, Mahmud Sami Ramazanoğlu ve benzeri zatlar bu altın silsilenin günümüzü aydınlatanları, nurlandıranlarıdır. Bu zatlar Kur’an ve Sünnete bağlı kalarak dinin, tasavvuf adına saptırılmasına mâni olmuşlardır. Allah ve Peygambere bağlı pek çok mürid yetiştirmişlerdir. Hiç birinin Sabetayistlerle ve Masonlarla alâkası olmamıştır. Her biri bir pınar suyu berraktır. İnsanlığın mânevî susuzluğunu gidermeye çalışmışlardır.
Herkes bilsin ki tasavvuf deyince biz bunu anlıyoruz. Yoksa üç-beş şarlatanın şarlatanlığı bahane edilerek yüce İslâm dini ve nurlu İslâm tasavvufu aleyhinde konuşulamaz, konuşulmamalıdır. Bu ilim namusunun bir gereğidir.

KUŞ BAKIŞI İKİ YÜZLÜLÜK

Devletlerin ve toplumların görünen ve bilinen tarihleri vardır. Tarihe yazılan kısımlar bu kısımlardır. Ancak bu görünen ve bilinen kısımların ortaya çıkmasında umûmiyetle görünmeyen ve bilinmeyen yönler ve kişiler vardır. Hadiselerin yönlendirilmesinde pek mühim gizli kişi veya kişiler esas rolü oynamışlardır.
İki yüzlülük tarihi, münafıklık tarihi, casusluk tarihi bunun binlerce örneğiyle doludur. Bu kişiler bir devletin çökmesini veya yücelmesini sağladığı gibi, bir toplumun değer yargılarının değişmesini de sağlayabilmişlerdir. Hattâ dinlerin tahrif edilmesinde de baş rol oynamışlardır. Bir dinin mensupları bir başka dinin inanç ve ilkelerini tahrif etmişlerdir.
Ne yazık ki iki yüzlülük, münafıklık ve casusluk tarihinin en çarpıcı örnekleri Müslümanların kurduğu devletlerde, İslâm coğrafyasında ve Müslüman toplumlarda kendini göstermiştir. Hele Osmanlı Devletinin son asırlarında ve Cumhuriyet Devri Türkiyesinde bu husus had safhaya ulaşmıştır.
İki yüzlülük, münafıklık ve casusluk hadiseleri bazen münferit olduğu gibi bazen de teşkilâtlar ve devletler organizasyonuyla olmaktadır.
Bu kitapta bizim insanımızın, Anadolu insanının üzerinde koyu koyu düşünmesi gereken şahıs ve hadiselerden bahsedilecektir. Bizim elimizde kalan son toprak Anadolu’dur. Onun da üzerinde pek çok düşmanımızın, Türkiye düşmanının gözü vardır.
Bu kitap insanımızın umûmî karakter ve şahsiyetini taşıyanlar için yazılmıştır. Bu hususiyeti taşıyan insanlarımızın yüreklerinde taşıdığı duyguların, zihinlerinde taşıdığı düşüncelerin üzerindeki külleri üfürmek için kaleme alınmıştır. Üfürerek insanlığa ecdadımızın, atalarımızın umûmî yapısının temel esaslarından olan insan hakları, gerçek sevgi gibi hususların ortaya çıkarılması için ortaya konmuştur.

TARİHİN UMÛMÎ AKIŞI

Tarih boyunca insanlığı duygu açısından fert, cemiyet ve devlet olarak kaba bir çizgi ile ayırmak mümkündür. Bu gruplandırma adil veya zalim, iyi veya kötü, mutlu veya mutsuz gibi birbirinin zıttı duygular açısından olabilir.
Ele aldığımız herhangi bir kişi, adil, iyi ve mutlu veya zalim, kötü ve mutsuz olabilir. Dolayısıyla bu hususiyetleri taşıyan fertlerden oluşmuş cemiyetler de adil, iyi ve mutlu veya zalim, kötü ve mutsuz olabilirler. Bu hususiyetleri devlet idarelerine de şümullendirebiliriz. Tarihte bazı devletler iyi idareciler elinde tebalarına adalet uygulamışlar, onları mutlu etmişlerdir. Bunun tersine bazı devletler de kötü idareciler elinde zulüm uygulamış tebalarına mutsuzluk yaşatmışlardır. Mutsuzluktan da öte ızdıraplar, azaplar, işkenceler yaşatmışlardır. Katliam ve soykırımlara tabi tutmuşlardır. Bu devletlerin zulüm uygulaması sadece kendi tebalarına olmamış savaşlar halinde başka devletlere de olmuştur. Bunlar devlet olmaktan çok eşkıyalar, haydutlar, katiller, caniler topluluğu olarak kendilerini göstermişlerdir.
Tarihe dönüp şöyle bir baktığımız zaman tebasına adil davranıp mutluluk yaşatan bazı devletlerin olduğunu görüyoruz. Bunlar tarihin sayfalarını altın harflerle parlatmaktadırlar. Bu hususta şu örnekleri vermek mümkündür:
Hz. Dâvûd (as.) ve Hz. Süleyman (as.) zamanlarındaki Yahûdi Devletleri,
Makedonyalı Büyük İskender’in Devleti,
Hz. Muhammed (sas.) ve O’na takip eden Dört Halife Devrindeki İslâm Devleti,
Büyük Selçuklu Devleti,
Osmanlı Devleti.
Burada şunu kaydetmek gerekir: Bu devletlerin uygulamalarının olumlu mütalaa edilmesi umûmî değerlendirmelerin neticesidir. İdarecilerin iyi niyetine rağmen elde olmayan ve mecbur kılan sebeplerden dolayı olumsuz uygulamalar ve hadiseler meydana gelmiş olabilir.
Bunların zıttı uygulamalarda bulunan devletlerin yaptıkları tarihin sayfalarına kanlı harflerle yazılmıştır.
Firavunlar Mısır’ı,
Moğollar,
İngiltere,
Amerika Birleşik Devletleri,
Rusya ve Sovyetler Birliği,
Hitler Almanyası,
Mussoloni İtalyası.
Adil-zalim, iyi-kötü uygulamasında olumsuz olanlar olumlulara karşı daima mücadele halinde olmuşlardır. Bu mücadele zaman zaman er meydanında savaşlar şeklinde olduğu gibi zaman zaman araya sokulan ajan, casus gibi iki yüzlü kişiler vasıtasıyla da olmuştur.

BUGÜN OSMANLI OLSAYDI

İki yüzlü kişilerin en manidar çalışma örneklerini gösterdiği alan son asırların İslâm Dünyası ve bilhassa Osmanlı Devletidir. Ne yazık ki Osmanlılar son asırlarda dünyadaki ilmî, teknolojik, felsefî, sosyal, fikrî, ideolojik gelişmeleri takip edememişlerdir. Dolayısıyla geri kalmışlardır. Onun bu gerilemesinden faydalanan her türlü düşmanı onu yıkıp parçalamak için bütün güçlerini kullanmışlardır. Ne yazık ki emellerini gerçekleştirmeye de muvaffak olmuşlardır. Olmuşlardır ama insanlık Osmanlı Devleti gibi hak ve adalet sistemine dayalı büyük bir devletten yoksun olduğu için ortalığı eşkıya, terörist, insan kasabı, soy kırımcı, emperyalist devletler almıştır. Meselâ ABD, dünyanın gözünün ağına baka baka demokrasi ve insan haklarından bahsedebilmektedir. O, bu yalanı söylerken ‘sen yalan söylüyorsun, Kızılderililer gibi bir ırkın kökünü kazıyan bir devlet insan hakları ve demokrasiden bahsedemez’ diyerek onun kulağını çekecek bir devlet bulunamamaktadır. Bugün Osmanlı Devleti gibi bir devlet olsaydı dünyanın dengesi bambaşka olurdu.
Osmanlı, güçlü zamanında kendi siyasî sınırları içinde olduğu gibi dışında da zulüm uygulamasına gücünün yettiği kadar mâni olmuştur. Alman İmparatoru Şarlken, Fransa kralı Fransuva’yı esir aldığı zaman Kanuni Sultan Süleyman’ın ricası üzerine serbest bırakmak durumunda kalmıştır. Osmanlı tebasının ananelerine uymadığı için Kanuni Fransızlara dans yasağı getirmiştir. Alman tarihçi Hammer Fransızların Osmanlı korkusundan 100 sene dans edemediklerini yazmaktadır. Geçmişte Osmanlı bu idi.
Ama ne yazık ki bugün artık Osmanlı Devleti gibi dünyada zulüm uygulamasına mâni olacak bir devlet yoktur. Eşkıya ve soykırımcı devletler köpeksiz köy bulmuşlar değneksiz dolaşmaktadırlar. Osmanlının Devletinin yıkılmasında her türlü devlet ve din mensubu üzerine düşeni yapmıştır. Bunda da iki yüzlülerin payı birinci derecede olmuştur.

OSMANLI VE İNSAN HAKLARI

Burada Osmanlılarla alâkalı bazı tarihi, sosyal ve ahlâkî gerçekleri zikretmek yerinde olacaktır. Böylece bugünün büyük devletleriyle mukayese kolay olacaktır.
Osmanlı, asırlar boyu toprak, nüfus, asker ve ekonomi açısından dünyanın en büyük devleti olma şerefini taşımıştır.
Büyüme süresinde yeni fethettiği yerlerin halkı üzerinde hiçbir zaman zulüm uygulamamış, katliam ve soykırım yapmamış, sömürüde bulunmamıştır. Tam tersine Balkan milletlerinin çoğu Osmanlı tebası olmayı kendileri istemiştir. Çünkü kendi dindaşlarından çok zulüm ve işkence görenler vardı. Onun için Osmanlı adaletine kendileri sığınıyorlardı.
Gayri müslim Osmanlı tebası can, mal, din hürriyetini kâmil mânâda yaşamıştır. Rumlar, Ermeniler, Yahûdiler başta olmak üzere bütün azınlıklar devlete karşı vergi vermeleri kaydıyla hür olarak yaşamışlardır. Fatih İstanbul’u fethettiği zaman Rumların, Ermenilerin, Yahûdilerin dini hayatlarını yaşamaları için gerekli bütün imkânları sağlamıştır. Bu düzen de Osmanlının sonuna kadar devam etmiştir.
Aklı başında ve ilim namusuna sahip pek çok Batılı tarihçi şu hususta görüş birliği içindedirler:
İnsan haklarına saygı ve uygulama açısından Osmanlı Devletinin uygulamasına Batı hiçbir zaman ulaşamadı. İşgal ettikleri yerleri sömüren, halkını katleden hattâ soykırıma uğratan Batı ile İnsan Hakları isimlerinin yan yana gelmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Burada akıl ve izan sahibi olanlar şuna dikkat etmek zorundadır: Bu noktalar açısından bugünün büyük devletleri ile Osmanlı arasındaki fark mukayese edilemeyecek kadar çoktur. Bugünün kalıpta büyük devletleri sömürüde, zulümde, katliam ve soykırımda büyüktür. Asırlara değil sadece son yıllarda olanlara bakmak bile bunu isbat etmeye yetip artıyor.
Tarihin mevzuumuzla alâkalı bu bölümlerini kısaca özetlemeye çalışırken Osmanlı Devletinin bazı yönlerine dikkat çekmek elbette gerekecektir.
İlim namusuna sahip tarihçilerin hemen hemen ittifak seviyesinde kabul ettikleri bir gerçek vardır: Osmanlı idaresi kendi Müslüman tebasına zulüm yapmadığı gibi gayri müslim tebaya da zulüm yapmamıştır. Devlete, dine ve millete zarar vermeyip düşmanlık yapmadıkları sürece gayri müslim teba başta din ve mülk edinme hürriyeti olmak üzere insan haklarını kâmil mânâda kullanmış ve yaşamışlardır. Bugün mevzu ile alâkalı batılı araştırıcıların objektif olanları bu gerçekleri açık açık ifade etmektedirler.
Şu hususu biraz açmak gerekecektir: Bilindiği gibi Balkan halkları başlangıçta Hıristiyan idiler. Ancak Balkanların bazı halkları ve devletleri kendi aralarında sürtüşme veya savaş halinde idiler. Birbirlerine zulmediyorlar, katlediyorlar, vahşet sergiliyorlardı. Kazıklı Voyvoda başta olmak üzere pek çok zalim bu hususiyetleriyle tarihe geçmişlerdir. Osmanlının Balkanları fethetmesinden sonra Balkan halkları Osmanlıyı yakından tanımaya başladı. Osmanlıyla birlikte insan hakları, insan sevgisi, adalet gibi bazı meziyetleri öğrendiler. Aralarında meselesi olan halk veya devletler haklarının alınması için Osmanlı adaletine sığındılar. Osmanlıdan silah zoru görmeyişi, bunun aksine onlardan insani muamele görmesi Balkan halklarının İslâm dinine sıcaklık duymasına ve o dine girmesine sebep oluyordu. Yerli ve yabancı pek çok tarihçi Balkanların büyük bir bölümünün kendiliğinden Müslüman olduğunda birleşmektedirler. Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar bunun başta gelen örnekleridirler.
Şuur altında Osmanlı ve İslâm düşmanlığı bulunmayan tarihçiler Osmanlıyı insan hakları uygulaması ve insana mutluluk yaşatması bakımından gelmiş geçmiş bütün devletlerin başında göstermektedirler.
Peki Osmanlının yanlışları yok muydu? Elbette vardı. Altı asır ömrü olan bir devletin uygulamalarında elbette bazı yanlışları olacaktır ve olmuştur. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün ‘Bilinmeyen Osmanlı’ adında bir eseri vardır. Adından da anlaşılacağı gibi Osmanlının bilinmeyen veya yanlış bilinen yönleri üzerinde duran bir eserdir. Onun da eserinde belirttiği gibi hatâ sayısı altı asra yayıldığı zaman eriyip gitmektedir. (Prof. Dr. Ahmet Akgündüz - Bilinmeyen Osmanlı)
Bu ara Osmanlının bu hatâları üzerinde ısrarla duran, Osmanlıyı devamlı kötüleyen kesimlerin kafa yapısı ve ideolojileri üzerinde durmak yerinde olacaktır.
Roteryan ve Lionsçular başta olmak üzere bütün masonlar Osmanlıya karşıdırlar. İttihatçıların başı 33 dereceli Mason Talât Paşa yönettiği devletin hızlı bir şekilde çökmesinde baş rolü oynayanlardandır.
Dönmeler veya Sabetayistler Osmanlıya karşıdırlar. Bu grupta Vatan gazetesi sahibi Ahmet Emin Yalman tipik bir örnektir.
Beynelmilel ve Siyonist Yahûdiler Osmanlıya karşıdırlar. Osmanlı meclisinde mebus olmasına rağmen devletin yıkılması için pek çok çalışmalar yapan Emanuel Karasso bunun en karakteristik örneğidir.
Osmanlının, İslâm’ın ve Türklerin baş düşmanı İngilizlerdir. Thomas Edward Lawrence, Gertrude Bell gibi en usta casusları ile Osmanlı mülkünü köstebekler gibi delik deşik etmişlerdir.
İngiliz casuslarının fitnesine kapılan Mekke Emir’i Hüseyin de Osmanlıya düşmandır.
Başta Hınçak, Daşnak gibi bölücü Ermeni Komitecileri Osmanlıya karşıdırlar. Abdülhamid’e azil tebliğini yapan grup içindeki Ermeni Ârâm Efendi bunlardan biridir.
En önde gelen bu grupların yanı sıra başka ırk, din ve teşkilâtlardan da Osmanlıya karşı olan pek çok kesim vardır.
Bu grupların çoğunun ideolojileri farklı olmakla beraber ortak paydaları Osmanlı düşmanı oluşlarıdır. Osmanlı üzerinde emelleri vardır.
Ey Anadolu insanı!... Sana bunlar çok şey anlatmalı…

TAKİP EDİLEN KOORDİNATLAR

Gizli ve açık düşmanlara, iki yüzlülere koordinatlar verilmiş, bunlar atışı ona göre yapmışlardır. Bu koordinatları tesbit edip oraya en fazla atış yapanların başında İngilizler gelmişlerdir. Onun tesbit ettiği koordinatların gösterdiği yer Osmanlı Devleti idi. Hak, adalet, insan sevgisi idi.
Bu iki yüzlüler çıkış yeri olarak türlü çeşitlidirler. İlerleyen sayfalarda daha geniş bir şekilde temas edileceği gibi bu koordinatlara göre atış yapan kişiler ve devletlerden bazıları şöyledir:
Allah, Hz. Mûsâ (as.) Peygamberle Tevrat’ı göndermiştir. Ama Yahûdi hahamları Tevrat’ı tahrif etmişlerdir.
Allah, Hz. İsâ (as.) Peygamberle İncil’i göndermiştir. Ama Yahûdi Sen Pol ve adamları İncil’i tahrif ederek Tevhid akidesinin (Bir Allah’a inanma) yerine Teslis akidesini (Üç Allah’a inanma) koymuşlardır.
Allah, Hz. Muhammed (sas.) Peygamberle Kur’an-ı Kerim’i göndermiştir. Yahûdi Abdullah ibni Sebe ve adamları Kur’an’la bildirilen Tevhid inancını bozmaya çalışmıştır. Ancak bunda muvaffak olamamışlardır. Sadece küçük bir Rafızi grubun ortaya çıkmasını sağlayabilmişlerdir.
Balım Sultan, Hacı Bektaş Veli’nin erkanını yozlaştırmış, Kitap ve Sünnete sıkı sıkıya bağlı Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin yolunu başka mecralara çekmiştir. Şeyh Bedrettin yaymaya çalıştığı bozuk itikad sistemiyle genç Osmanlı Devletinin başına büyük gaileler açmıştır.
İslâm inancının tahrifine sadece Abdullah ibni Sebe çalışmamıştır. Daha sonraki asırlarda Muhammed Abdülvehhâb, Bahaullah ve Ahmet Kadiyani gibi kişilerin İslâm’ın inanç esasını tahrif etmeye çalıştığını görüyoruz. Bu kişiler İngiliz ajanları olup yaptıkları birer İngiliz casusluk klasiğidir. Emir Hüseyin İngiliz desteğiyle tarihin en büyük mânevî facialarından birini işlemiştir. Hicaz Bölgesinin Osmanlı’dan koparılıp İngiliz emellerinin tahakkukuna zemin hazırlamıştır. Casus olmamakla beraber büyük gaflet ve ihanetlerde bulunmuş Arap Milliyetçileri ile Mekke Emiri geçinen Şerif Hüseyin Osmanlıyı arkadan hançerlemişlerdir. Thomas Edward Lawrence, Gertrude Bell, Edward Noel unutulmayan İngiliz casusluk klasiklerinin uygulayıcılarındandır. Bunlar Osmanlının parçalanmasında ve İngilizlerin Orta doğuya çöreklenmesinde baş rol oynamışlardır. Bu casuslar ayrıca Arapların Türklerden kopmasını sağlamak için Arap ırkçılığını ihdas edip körüklemişlerdir.
Osmanlının parçalanmasında ırkçılık cereyanı çok etkili olmuştur. Yahûdi Moiz Kohen (Türkleri aldatmak için kullandığı takma adı Munis Tekin Alp) kuru ve İslâm’dan uzak bir Türk ırkçılığı ortaya çıkarırken, bir başka Yahûdi Mişel Eflak Baas Partisini kuruyor, o da kendinden öncekiler gibi kuru ve İslâm’dan uzak bir Arap ırkçılığı ortaya çıkarıyordu.
Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa gibi paşalar Osmanlı Devlet idaresinde en yüksek makamlara kadar gelebilmişlerdir. Ancak Masonluklarının ve Yahûdiliklerinin gereği olarak Osmanlının çöküşünü hızlandırmak için bütün fırsatları değerlendirmişlerdir. Bu paşaların meydana getirdiği olumsuzlukları Talât Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa daha da ileri boyutlara götürmüşlerdir. İttihad ve Terakki’nin başındaki bu üçlü, Osmanlı Devletini yıkmışlardır.
İsrail Devletine giden yolu açanların en önde gelenleri Theodor Herzl, Emmanuel Karasso gibi Siyonist-Yahûdi isimlerdir. Theodor Herzl Siyonizmin en önde gelen ismidir. Osmanlı Devletinin yıkılışında en büyük rolü oynayanlardan olan Emmanuel Karasso İtalyan Yahûdisi, Balkanların en ileri gelen teröristlerindendir. Böyle bir adam Osmanlının Meclisinde mebustur. Tarih böyle bir ihanet, garabet ve gafleti kolay kolay yazmasa gerektir.
Bölücü Yahûdiler bunları yaparken bölücü Ermeniler de geri kalmadılar. 1894’te Osmanlıya karşı Sason İsyanını çıkaran Hamparsum Boyacıyan 1908’de Osmanlı Meclisine mebus olmuştur. Osmanlının Hariciye Nazırlığını (Dışişleri Bakanlığı) yapan Gabriyel Noradükyan Lozan’da Ermeniler için Anadolu’dan toprak isteyecek kadar küstahlık yapmıştır. İttihadcıların Yahûdi Hahambaşılığına getirdikleri Heim Naum da Lozan müzakereleri sırasında Türkiye aleyhine pek çok madde dikte ettirmiştir. TBMM’ne 1957’de İstanbul milletvekilli seçilen Mıgırdıç Şellefyan adlı bölücü Ermeni yaptığı kirli işler, yolsuzluklar ve hırsızlıklar neticesinde yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştır. ASALA teşkilâtını kurulmasında asıl rolü oynayanlardan biri olmuştur. PKK lideri gözüken Ermeni Apo’yu tarih en büyük iki yüzlülerden biri olarak gösterecektir.
Tabi ABD başkanlarının çoğu da bu alanda çok manidar tutumlar ortaya koymuştur. Thomas Woodrow Wilson, Siyonizme yürekten bağlıydı. Özel görüşmelerinde Amerikan Siyonistlerinden bu eğilimini saklamıyordu. ABD başkanlarının çoğu gibi dinî sebeplerle Siyon’a bağlıydı. ‘Musevîler için Filistin’i barbar Türkten koparmak’ efsanesine o da kapılmıştı. Theodore Roosvelt’in, ‘Dünyada herkesten önce ezmek istediğim iki güç İspanya ve Osmanlı Devleti’dir.’ dediği kaydedilmektedir. İspanya Yahûdileri ülkesinden kovmuştur. Osmanlı Devleti ise tâ o zamanlarda kurulması düşünülen İsrail Devleti için Filistin’den toprak vermemiştir. ABD’li Yahûdiler Franklin Roosvelt’e ‘Bizleri Va’d Edilen Topraklara döndürecek olan yeni peygamberimiz’ diyerek umut bağladılar. Bunun zamanında altı köşeli Yahûdi yıldızı ABD posta idaresinin, asker miğferlerinin, deniz kuvvetleri mühürlerinin, şeriflerin işaretlerinin amblemi haline geldi.
Kök olarak Polonya Yahûdisi olan Nazım Hikmet Ran ile Selânikli Sabetayist bir aileye mensup olan Halide Edip Adıvar Türk edebiyat ve kültür alanında genç dimağlara devamlı yerleştirilmeye çalışılan isimlerdir. Ne yazık ki Nazım 1950’de Sovyetler Birliğine kaçmış, ‘Ben Sovyetler Birliğinin çocuğuyum, beni Stalin yarattı’ demek bedbahtlığını göstermiştir. Halide ise hayatında zikzaklar çizip durmuştur. Osmanlının baş düşmanlarından ABD başkanı Wilson’la fikir birliği bulunmaktadır. Onun adına İstanbul’da ‘Wilson Prensipleri’ cemiyetini kuranların başındadır. Ülkemiz işgal edildiği zamanlarda Amerikan mandası istemiş, Kurtuluş Savaşımızın başladığı sıralarda Sultanahmed’de hamâsî konuşmalar yapmış, sonra Kurtuluş Savaşında cepheye gitmiş, Cumhuriyetten sonra Atatürk’e yapılan suikasta adı karışınca yurt dışına kaçmak zorunda kalmış, onun ölümünden sonra Türkiye’ye dönmüştür.
Görüldüğü gibi sadece çok az kısmını zikredebildiğimiz BU İSİMLER HEP AYNI KOORDİNATLARI TAKİP ETMİŞLER, HEP AYNI NOKTAYI HEDEF ALMIŞLARDIR. HEPSİ DE ANADOLU İNSANININ BAĞRINA ATIŞ YAPMIŞLARDIR. NETİCEDE OSMANLI DEVLETİNİN YIKILMASINA YOL AÇMIŞLARDIR. Bu ‘Küfür tek millettir’ Hadisinin açıklaması değil midir?
Gönül arzu ederdi ki Yalçın Küçük, Soner Yalçın gibi yazarlar meseleyi tarihin umûmî akışı içinde alsalardı da Anadolu insanı takip edilen koordinatları ve bu koordinatları takip edenleri net olarak görme imkânı bulsaydı.

 
< Önceki

Tüm Ürünler


Kapsamlı Arama
Dosya İndirme (Download) Alanı

Anketler

En son ne zaman kitap okudunuz ?
 

Haberler

Sırlar Işığında Hayat Ve Ölüm

Hayata yeniden başlamak, bütün sıkıntılara rağmen değer. Yaşamak için mucizeye gerek yok. Sırlar seni buldukça, ölüm seni aradıkça, aşk ateşi ile yaşama gücü kazanacaksın, ” diye hayli iddialı kelimeler kullanılmış bir arka kapağı var. “Sırlar Işığında Hayat ve Ölüm’ün” Ali...

Devamını oku...

Alparslan ve Malazgirt Destanı

News image

Alparslan ve Malazgirt Destanı Kitaptan alıntı yazımız devamındadır.

Devamını oku...

Pınar (Şiirler)

News image

PINAR Şiir kitabı olarak yayınlanmış olan bu kitabımızdan alıntılar yazımız devamındadır.

Devamını oku...
100%
-
+
3
Show options