|

PINAR
Şiir kitabı olarak yayınlanmış olan bu kitabımızdan alıntılar yazımız devamındadır.
GURBETÇİNİN DESTANI
Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Karaman Kars, Ağrı, Erzurum, Sivas, Erzincan Elazığ, Hakkari, Diyarbakır, Van Gurbetçim hangisi senin diyarın?
Bayburt, Tokat, Uşak, Afyon, Kütahya Trabzon, Samsun, Sinop, Ankara, Konya Gümüşane, Gaziantep, Malatya Nerden eser senin yelin, rüzgârın?
Eskişehir, Çorum, Rize, Tunceli Kastamonu, Şanlıurfa, Denizli Edirne, Çankırı, Yozgat, Kayseri Aceb hangisinde gönlün, nazarın?
Düştün yola, veda edip yurduna Gittin nice karlı dağlar ardına Gayrı sen de düştün sıla derdine Sıla haberine hep intizarın
Ana, baba, eşten ayrılık zormuş Dede, nine, evlât gözde tütermiş Hala, dayı, sağdıç sılada kalmış Faydası yok yaban elde ağyarın
Nice nice çiçek açardı bağlar Hep mazide kaldı o güzel çağlar Eşinden ayrılmış bir gelin ağlar Eksilmiyor gece gündüz efkârın
Derdinden sarı gül yürek dağlıyor Çiğdem dertlilere gönül bağlıyor Sümbül boynun bükmüş, nasıl ağlıyor Hazana mı dönmüş senin baharın?
Sılada köyünün camisi vardı Minaresi göğe doğru uzardı Kulakları ezan sesi sarardı Allah, Peygamberdi hakiki yârin
Baharında lâle, sümbül, gül açar Yaz gelince köylü ekini biçer Güze doğru bağlar bereket saçar Tadı bir başkaydı o sonbaharın
Güneş yücelere önce doğardı Yağmur bulutları dağa ağardı Bereket getiren yağmur yağardı Sanki gelinlikti bembeyaz karın
Dertlilerin dertli çeşme haldaşı Pınar senin için akıtır yaşı Gurbetçinin ince dere yoldaşı Dere, gurbet midir senin kararın?
Leylekler de gurbet kahrı çekerdi Kumru yanık yanık ağıt yakardı Bülbülün feryadı göğe çıkardı Acep ne haldedir senin gülzarın?
Kaval ve ney sesi derin mi derin Saz dertli çaldıkça artar efkârın Davul zurnayladır düğün, derneğin Neşesi başkadır horonun, barın
Ruhları sardıkça sarar şarkılar O yanık türküler sineler yarar Dertliler yürekten hoyratlar çeker Uzun havayladır ah ile zarın
Berlin, Frankfurt, Hamburg... Hepsi de sefih Viyana beterdir, bin beter Zürih Stuttgart bataktır, farksızdır Münih Batağa gitmesin ha çocukların
Köpek sahibinden hep önce yürür Gençlik eroinle, alkolle çürür Fuhuş, hayasızlık; her yanı bürür Sahip ol gitmesin namusun, arın
Sarıl imanına, kopma dininden İbret al Horasan Erenlerinden Gurbette sılayı buldular dünden Allah derdi olsun senin tek derdin
Â
SOYU UŞAK’IN
Horasan Erenleri ne mutlu zümre Tâ oraya varır soyu Uşak’ın Selçuklu uç şehir olmuş bir zaman Nice şeref bulmuş boyu Uşak’ın
Hacim Sultan adı olmuştur bâki Aynı yolda Hüsameddin Uşşakî Aşkın dolusuna Niyazî sâki Gönüller inletir neyi Uşak’ın
Güzellikte Murat Dağı bir başka Anıt Ağaç çoktan gelmiştir aşka Clandıras’ı herkes görseydi keşke Güzellikte çoktur payı Uşak’ın
Banaz Çayı Murat Dağından doğar Gittiği yerlere bereket yağar Ufkun ötesinde göklere ağar Beste yapar ırmak, çayı Uşak’ın
Halıya nakş olur gönül ahengi Kilimlerinin hiç bulunmaz dengi Sanki güzellikte ederler cengi Gönülleri oklar yayı Uşak’ın
Mutfağın vaz geçilmezi haşhaştır Tarhanası, höşmerimi ne hoştur Pilav ile keşkek ne güzel eştir Başkadır ekmeği, suyu Uşak’ın
Ninni gönüller dağlar aştırır Türkü, efeleme nasıl coşturur Ciritte yiğitler atlar koşturur Böyle geçer günü, ayı Uşak’ın
Daha müşfik var mı kara topraktan? Niceleri geldi geçti Uşak’tan Rahmet dileriz onlara Hakk’tan Hakk’a erer olur, toyu Uşak’ın
Â
|